کانون دمکراسی آزربايجان

Azərbaycan Demokrasi Ocağı / Azarbaijanian Democracy Institute

Güney Azerbaycan, İran’da Cumhurbaşkanlığı Seçimleri ve Yeşil Hareketi-Arif Keskin


İran’da yaşanan siyasi gerginlik aslında çok boyutlu bir sosyal-siyasal olgudur. Var olan gerginliğin bütün boyutları değerlendirilmedikçe yapılan analizler eksik kalacaktır. İran’a ilişkin analizlerde özellikle İran’daki etnik grupların siyasi eğilim, istek, irade ve duruşları analiz dışı bırakılmaktadır. Hâlbuki İran, sadece Farslardan oluşmamaktadır. Etnik bir mozaik olan İran’da 90 dil ve lehçe konuşulmaktadır. Gökkuşağını andıran İran’daki toplulukların dil, din, mezhep ve etnik farklılıklarını ve İran’ın sosyo-kültürel yapısını analiz etmeden İran’da olup-biteni anlamakta zorluk çekileceği açıktır.  Bu çerçevede, Güney Azerbaycan Türklerinin siyasi eğilim ve eylemleri, İran’daki son dönem gelişmelerinin analizi bakımından önemlidir.

Azerbaycan Türklerinin Önemi

İran’ın etnik gruplarından Türkler, İran’da yerleştikleri coğrafyanın büyüklüğü, ülkenin siyasi hayatındaki etkinlikleri, nüfuslarının yoğunluğu ve İran tarihinin dönemeçlerindeki belirleyici rolleri nedeniyle ayrıcalıklı bir konumdadır. 70 milyon İran nüfusunun 30-35 milyonunun Türk olması, Türkiye’den sonra en fazla Türk’ün yaşadığı ülkenin İran olduğu gerçeğini doğurmaktadır.

İran’da Azerbaycan Türkleri 25-30 milyon nüfuslarıyla, Farslarla birlikte İran’ın en güçlü topluluğudur. Siyasi literatürde “Güney Azerbaycan” olarak adlandırılan İran sınırları içerisindeki Azerbaycan’ın tarihi coğrafyası, Azerbaycan Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti sınırlarından başlayan 250,000 km’lik bir yüzölçümü ile İran’ın merkezine kadar uzanmaktadır. İran’daki Azerbaycanlılar (Güney Azerbaycan) sahip oldukları siyasal güç, sosyo-kültürel, ekonomik, nüfus ve jeopolitik konumları itibari ile İran’daki değişimlerde sürekli başat ve belirleyici rol oynamışlardır. Başka bir ifade ile İran devletini “tarihi olarak Türkler tarafından yönetilen, ancak Fars diliyle konuşan devlet” olarak tanımlamak mümkündür. Bu olgu 1924’den sonra kırılmaya başlasa da, İran’da Azerbaycan Türklerinin siyasal, kültürel ve ekonomik etkinliği hala devam etmektedir. Söz konusu durum İran’daki Azerbaycanlıların sisteme çeşitli bağlarla entegre olmasını sağlamıştır. 1979 İran İslam devriminin ardından İran’da yükselen etnik milliyetçilik Güney Azerbaycanlıları da etkilemiştir. Bu süreç İran Azerbaycanlıları arasında Türk ve Azerbaycan kimliği çerçevesinde yeni bir siyasi arayış doğurmuştur. “Güney Azerbaycan Milli Hareketi” olarak adlandırılan hareket, özellikle Sovyetlerin dağılmasının ardından bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla güçlenmiştir.

Güney Azerbaycan Milli Hareketi’nin, İran’daki bütün Azerbaycan Türklerini kapsadığını söylemek doğru olmaz ancak geniş bir tabana sahip olduğu da açıktır. Ayrıca Güney Azerbaycan’da en güçlü siyasi harekettir.

Güney Azerbaycan ve Cumhurbaşkanlığı Seçimleri

İran’daki Azerbaycanlıların cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adayların etnik kimliklerine önem verdikleri 2005 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde anlaşılmıştı. 2005’de Azerbaycan Türkü olan Muhsin Mehrelizade, kazanma şansı hiç olmadığı halde Türk olduğu gerekçesiyle Azerbaycanlılar’dan en fazla oyu alan aday olmuştur. Bu durum rejim mensubu bazı Azerbaycanlı politikacıların iştahını kabartmış ve milliyetçi güçlerin önemini artırmıştı.

Güney Azerbaycan Milli Hareketi’nin 12 Haziran 2009 seçimlerine çelişkili koşullarla girdiğini söylemek doğru olacaktır. Bir taraftan Azerbaycan halkının üzerindeki nüfuz ve etkinliklerinin farkındaydılar. Milliyetçiler içinde Anayasa Koruyucular Konseyi filtresinden geçebilecek bir siyasi şahsiyetin olmayışı da önemli diğer bir husustu. Ayrıca seçimin Haziran’da gerçekleşmesi Azerbaycanlılar açısından duygusal bir zemindi ve Ahmedinejad aleyhinde geçmesini sağlıyordu. Çünkü Mayıs 2006’da devletin İRNA resmi haber ajansına bağlı İran Gazetesi’nin yayınladığı karikatürde Azerbaycan Türkleri hamamböceği olarak gösterilmiş, ardından Azerbaycan’da geniş çaplı gösteriler düzenlemişti. Bu gösterilerde 50’den fazla insan ölmüş, binlerce kişi tutuklanmıştı. Mayıs ayının bu olayların yıl dönümü olması nedeniyle cumhurbaşkanı adaylarının propaganda çalışmaları bundan etkilenmekteydi. Ayrıca Azerbaycanlıların örgütsüz olması, süreci yönetecek liderden yoksunluk, koordinasyon- istişare mekanizma ve kültürünün olmayışı süreci belirleyen diğer faktörler olarak görülebilir.

Güney Azerbaycan Milli Hareketi bu seçime asgari isteklerle başladı. Milliyetçilerin amaçlarını “istek, arzu ve hedeflerini ülke içinde yaymak, bu vasıta ile sürece damgalarını vurmak” olarak özetleyebiliriz. Hareket’in politika değişim isteğinden ziyade Azerbaycanlıların sesini duyurma, varlıklarının kabul edilmesini sağlama, İran ve dünya kamuoyuna yönelik bir tanıtım iradesi çerçevesinde şekillenen asgari bir beklenti ile yola çıktığını söylemek mümkündür. Beklentilerinin sadece seslerini duyurmak olduğunun diğer bir göstergesi, milliyetçi gruplardan olmayan şahısları desteklemeleridir. Sadece cumhurbaşkanının değişmesiyle rejimde büyük değişim olmayacağı gerçeği düşünüldüğünde Hareket’in aslında İran’da rejim değişikliği beklentisinin olmadığı ve dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı seçimine propaganda fırsatı gibi yaklaştığı anlaşılmaktadır. Kendi içlerinden Anayasa Koruyucular Konseyi filtresinden geçebilecek aday çıkaramama endişesinin ağır basması da Milliyetçi grupların seçime asgari bir beklenti ile girmelerinin diğer bir sebebidir. Temelde ise bir özgüven eksikliğinin bulunduğunu söylemek mümkündür. Ekber Elemi’nin desteklenmesi bu çerçevede anlam ifade etmektedir.

Milliyetçilerin büyük bölümü, Azerbaycan Türkü olan daha önce milletvekilliği yapmış ve rejimin içinden olan Ekber Elemi’yi desteklemeye başlamışlardı. Ne Elemi milliyetçi bir politikacı idi ne de milliyetçiler ona güveniyorlardı. Milliyetçiler, Elemi’nin seçime katılmasıyla bir propaganda fırsatının doğabileceğini ve desteklerinin Milli Hareket’in kendini tanıtmasına yarayabileceğini düşünüyorlardı. Milliyetçilerin Elemi politikalarının “propaganda fırsatı” gibi araçsal bir konsept çerçevesinde şekillenmiş olması gibi Elemi de milliyetçilere aynı çerçevede bakıyordu. Elemi, Türk milletvekilleri içinde Azerbaycan Milli Hareketi mensupları ile en fazla ilgilenen milletvekili olmasına rağmen milliyetçi değildi ve Azerbaycan’ın isminden yararlanarak sistemde kaybetmeye başladığı pozisyonu yeniden kazanma arzusundaydı.

Ekber Elemi’yi destekleme konusu, Milli Hareket için ilk bölünmeyi yarattı. Hareketin büyük bölümü Elemi’yi desteklerken azınlık olan bir bölümü ise bu desteğin düşünüldüğünden daha sakıncalı olacağını söylüyorlardı. Bu grup, Elemi’nin “rejim adamı” olması nedeniyle onun yanında yer almanın rejime Milli Hareket içinde nüfuz ve etkinlik kazanma fırsatı verme anlamına geldiğini söylüyordu. Ayrıca bu gruba göre milli hareket özgüvene sahip olmalıydı kendi içinden aday çıkartma zamanının geldiğini ve sadece propaganda amaçlı bir seçim çalışmasının ötesine geçerek daha etkin, güçlü ve sağlam bir organizasyonla sürekliliği olan bir çalışma içinde olmak gerektiğini vurguluyorlardı. Ayrıca araçsal bir yaklaşım ile bazı adaylara destek vermek, “kaybetmeyi baştan kabullenmek” ve “kuralını belirleyemediğin bir oyuna başkasının oyuncusuyla girmek” demekti. Ayrıca Elemi’nin desteklenmesi de uygun bir propaganda aracı değildi. Çünkü Anayasa Koruyucular Konsey’den veto yiyeceği yüksek bir ihtimaldi. Elemi’nin adaylığının engellenmesinin ardından yaşanılacak süreç tam anlamı ile düşünülmemişti.

Nitekim Ekber Elemi de Anayasa Koruyucular Konseyi’nden geçemedi. Elemi’nin Anayasa Koruyucular Konseyi’nden onay alamaması üzerine milliyetçiler ne yapacaklarını şaşırdılar. Elemi vasıtasıyla doğmuş olan süreç bitti ve milliyetçiler beklemedikleri bir vaziyet ile karşı karşıya kaldılar. Elemi veto yedikten sonra sessizleşti ve Azerbaycanlılar da bu suskunluğun üzerine bir şey yapamadılar. Bu süreçte ne Elemi hakkını aramak için Azerbaycan halkını protestoya çağırdı ne de Azerbaycan halkı Elemi’nin hakkını korumak için sokağa döküldü.

Azerbaycanlıların seçime sürecinde davranış modeli belirlemelerini zorlaştıran diğer bir konu da seçim sürecinde İran eski Cumhurbaşkanı Muhammet Hatemi’ye ait olan ve Türkleri açık ifadeler ile aşağılayan video görüntülerinin yayınlanmasıydı. Bu görüntüler Azerbaycan’da Hatemi ve reformculara karşı büyük protestolara sebep oldu. Reformcuların adayı Mir Hüseyin Musevi de bu süreçte net bir duruş sergilemedi. Bu görüntülerin yayınlanması, Azerbaycan’ı tam anlamıyla bir paradoksla karşı karşıya bıraktı. Azerbaycan bir taraftan Ahmedinejad’ı istemiyordu, diğer taraftan Hatemi’nin aşağılamalarını sindiremezdi. Bu nedenle Azerbaycanlıların büyük bölümü Mir Hüseyin Musevi’ye oy verseler de pasif bir süreç içine girdiler.

Güney Azerbaycan Sürece Neden Aktif Katılmadı?

12 Haziran seçimlerinin ardından İran’da ciddi şekilde gösteriler düzenlenmeye başladı. Bu gösterilerin Farsların yoğun olarak yaşadığı yerlerde yaşandığını söylemek mümkündür. İran’daki etnik gruplar bu sürece aktif katılmadılar. Onların katılımları için ciddi baskı ve istekler olduğu halde katılmadılar. Seçimden daha önce İran’da Türk, Arap, Beluci ve Kürt bölgelerinde sürekli gerginlik olduğu halde, seçimler sonrasında bu bölgeler daha sakindi. Göstericiler bütün etnik grupların protestoya katılmasını isteseler de özellikle Azerbaycan’a önem verdiklerini sürekli açıklıyorlardı. Azerbaycan diğer etnik gruplara göre daha çok nüfusa sahiptir ayrıca diğerlerinden farklı olarak merkeze uzanmaktadır. Hâlbuki diğer etnik gruplar sadece “çevre”deler ve etkinlikleri merkeze pek fazla yansımamaktadır. Ayrıca Azerbaycan’ın devrimlerde iş bitirici olması ve onun katılmaması durumunda sonuç almanın zorlaşacağı algısının yaygın olması da çağrıların öncelikle Azerbaycan’a yapılmasında etkili olmuştur.

Azerbaycan hakkındaki bu tarihi algının ona sembolik bir güç kattığı açıktır. Bu sembolik anlam sebebiyle Azerbaycan’ın katılması, cesaret arttırıcı; katılmaması da cesaret kırıcı olduğu açıktır. Azerbaycan katılmadı. Bu durum büyük şaşkınlıkla karşılandı. Çünkü Azerbaycan’la İran rejimi ve özellikle Ahmedinejad arasında ciddi sorun vardı. Bu sorunun temelinde 2006 Mayıs ayında Türklere hakaret eden karikatür ve sonrasında yaşananlar; Ahmedinejad’ın hakaret edenleri cezalandırmak yerine Azerbaycan Türklerinin itirazlarını kanlı şekilde bastırması bulunmaktadır. Bu hadise unutulmamıştı. Üstelik seçimlerin bu hadisenin yıl dönümünde gerçekleşmesi, bu öfkeyi yeniden yeşertebilecek duygusal zemini oluşturmuştu.

Azerbaycan halkı bu gösterilere katılmasa da itirazların doğuşu milliyetçilerin parçalanmasına neden oldu. Gösterilerin hemen arkasında milliyetçiler yine parçalandılar. Milli Hareket’in geniş bölümü bu sürece katılmamaktan yana iken azınlıkta kalan bir grup aktif katılımı savunuyordu; hala da savunmaktadır. Bu gruba göre İran’daki demokratikleşme süreci Azerbaycan’a fayda verebilir. Hameney ve Ahmedinejad’ın zayıflaması veya devrilmesi en fazla Azerbaycanlılara yarar sağlayacaktır ve Hameney ile Ahmedinejad’ın güçlü olmasından da en fazla Azerbaycan zararlı çıkacaktır. Bu gruba göre Hameney var olan gösterileri bastırmayı başarırsa artık Azerbaycanlılara karşı daha sert olacaktır. Bu nedenle Azerbaycan bu sürece katılmalı ve sonuna kadar gitmelidir.

Milliyetçilerin büyük bölümü ise bu sürece katılmamaları gerektiğini düşünüyordu. Katılmamayı savunanlar çeşitli argümanlar öne sürmektedirler.  Bu karşıtlığın temelinde Azerbaycan’ın demokrasi tanımı ile “Yeşil Hareketi”nin (Conbeş Sebz) tanımının farklı olması yatmaktadır. Azerbaycanlılara göre İran’da demokrasi, sadece Dini Lider Ali Hameney ve Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad’ın değişmesiyle yerleşecek değildir. Azerbaycanlılara göre etnik, dilsel, dinsel ve mezhepsel farklılığın ve bunun siyasi sistemde temsil olunmasının kabulü ile İran’da demokrasi mümkün olabilecektir. Bu sava göre; merkeziyetçi güçler, İran’daki etnik farklılığın yasal düzlemde kabulünü reddetmekte ve bunu halledilmesi gereken bir sorun/eksiklik olarak değil bir tehlike olarak görmektedirler. Azerbaycanlılara göre; İran’daki despotizmin menşei ve demokrasiye geçilememesinin temel sebebi aşırı merkeziyetçi ve Fars milliyetçiliğine dayalı bir İran oluşturma çabalarıdır. Güney Azerbaycan milliyetçilerine göre Fars milliyetçiliğine dayalı bir İran oluşturma çabasının sonuç vermediği, hem Şah Rıza Pehlevi hem de İslam Cumhuriyeti zamanında, tecrübe de edilmiştir. Bu nedenle İran’daki demokrasi hareketi, söz konusu tarihi tecrübelerden yola çıkarak İran’daki bütün kolektif farklılıkları içine alacak kapsayıcılıkta bir proje üretmelidir. Her türlü farklılığı kapsayan bir proje olmadığı takdirde önceki dönemlerde olduğu gibi değişimler demokrasiyle sonuçlanmayabilecektir. Üstelik bu defa etnik çatışmaya dayalı bir kaosa sürüklenilebilir. Azerbaycanlılara göre merkeziyetçi demokratik güçler bu olgunluğa erişmiş değiller. Özellikle Yeşil Hareketi (Cenbeş-e Sebz) planlı bir hareket olmaktan ziyade tepkisel bir harekettir. Sadece rejimi değiştirmek isteyen Yeşil Hareketi, yerine koymak istediği rejimi açıklayamamakta ve “Yeni Bir İran” hakkında herhangi berrak fikir de ortaya koyamamaktadır.

Azerbaycanlıları engelleyen diğer faktör de Azerbaycanlıların tarihi tecrübeleridir. İran’ın son iki yüzyılındaki büyük değişimlerin Azerbaycan’ın iradesi ile olduğu çok açıktır. Devrimler sonuçlanıp yeni rejim yerinde oturduktan sonra ilk kurbanın Azerbaycan olduğu algısı da mevcuttur. İran’da gerçekleşen devrimler ve bundan daha çok devrimlerin çoğunlukla Azerbaycanlıların kendi eliyle olması, daima Azerbaycan’ın zararına olmuştur. Her bir değişim, Azerbaycan’ın küçülmesi, zayıflaması ve etkinliğinin azalması sonucunu doğurmuştur. 1906’da başlayan Meşrutiyet Devrimi, Azerbaycan’ın liderliğinde sonuçlanmış ancak bu devrimin sonucu olarak Türkmen Gacar (Kaçar) hanedanı devrilmiş ve onun yerine Rıza Pehlevi gelmiştir. Gacar döneminde Azerbaycan birinci ekonomik merkez, ikinci siyasi merkez iken Pehlevi döneminde bütün ayrıcalıklarını kaybetmiştir. 1979 İslam Devriminde de Azerbaycan liderlik yapmış, devrim sonlandıktan sonra İslam rejimin ilk kanlı baskın yaptığı yer Azerbaycan olmuştur. Ardından Azerbaycan tarihinin hiçbir döneminde yaşamadığı ekonomi, siyasi ve kültürel baskıya maruz kalmıştır. Azerbaycanlılar için hem çoğunlukta olmalarına hem de bütün değişimlerde başat rol oynamalarına rağmen değişim süreçlerinin sonunda hep en zarar gören taraf olmaları ciddi bir çelişki ve çekincedir.  Azerbaycanlılar bu çelişkiyi aşma arayışı içindeler. Azerbaycanlılar daha önceki dönemlerden farklı olarak bu kez sadece kendi çıkarlarını güvence altına alabilecekleri bir süreç içinde yer almak istiyorlar. Azerbaycanlılara göre; İran’ın iç siyasi dengeleri, bölgesel denklemler ve küresel güçlerin pozisyonları dikkate alındığında, bu sürece katılmaları halinde kendileri için yine, yeni bir acılı bir dönem başlayabilecektir.

Güney Azerbaycan Milli Hareketi’ne mensup insanlara göre Güney Azerbaycan iki cephede demokratik mücadele vermektedirler. Bir taraftan İran İslam Cumhuriyeti’nin laik, demokratik ve çoğulcu bir sistem dönüşmesi için çaba gösterirlerken diğer taraftan merkeziyetçi rejim muhalifleri ve karşıtlarını da daha kapsayıcı bir demokratik projeyi sahiplenmeye zorlamaktadırlar. Azerbaycanlıların sürece katılmamaları, aslında rejim muhaliflerine yönelik, İran’ın tarihsel, toplumsal ve çoğulcu etnik dokusunu dikkate alan bir demokrasi anlayışı daveti olarak da yorumlanabilir. Bu nedenle, Azerbaycanlıların iki cephede demokratik mücadele vermeleri gerekçesi ile aslında İran’da “üçüncü cephe” oluşturdukları söylenebilir.

Azerbaycan’ın 12 Haziran seçimleri sonrasındaki protestolara katılmasını engelleyen diğer husus da rejimin Azerbaycan’a gösterebileceği sert tepkinin ön adımlarının gözlemlenmesiydi. 12 Haziran‘dan itibaren Azerbaycan’da resmen ilan edilmemiş bir sıkıyönetim ortamı oluşmuştu. Çünkü rejim, Tahran’da başlayan gösterilere Azerbaycanlıların katılmasını istemiyordu ve bunu engelleyebilmek için de Azerbaycan bölgesini daha sıkı biçimde kontrol altına almıştı. Bu nedenle muhtemel bir gösterinin bilançosunun Azerbaycan’da ağır olabileceği endişesi hâkimdi. Ayrıca medya desteğinin de zayıf olacağı hesaba katılıyordu ve muhtemel bir çatışmada özellikle merkezden uzak noktalarında durumun daha da kanlı olabileceği düşünülüyordu.

Azerbaycan’ın katılmasını engelleyen diğer husus da Yeşil Hareketi’nin lider kadrolarının Azerbaycan hareketi karşısındaki tutumları olmuştur. Bu hareketin liderleri ve basın güçleri Milli Hareket’e hep kuşkuyla bakmış ve mesafeli olmuştur. Nitekim Mayıs 2006’daki karikatür krizinde bugünkü Ahmedinejad karşıtları o gün Azerbaycan’ın karşısında yer almışlardır. Ahmedinejad’ın Azerbaycan’a yaptıklarını destekmişler ve Azerbaycan ile ilgili haber ve olayları yansıtmamışlardır.

Yeşil Hareketi ve Azerbaycan

Yeşil Hareket’in ilk çıkışı, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin iptali ve seçimlerin yenilenmesi ile olmuştu. Hedefine ulaşamaması, rejimin sert ve kanlı tepkisi ve rejim içi siyasi çalışma alanının daralması, Yeşil Hareketi farklı bir noktaya taşıdı. İran İslam Cumhuriyeti Anayasası çerçevesinde seçimlerin yenilenmesini isteyen hareket yeni bir İran arzusu olduğunu gösterdi. Kendi söylemleriyle hedefleri, rejimde daha köklü bir değişiklik yapılması ardından özgür ve bağımsız bir İran cumhuriyetinin kurulmasıdır.

Yeşil Hareket kendi söylemini formüle etme yolunda önemli adım atmış olsa da İran’daki etnik grupların güvenini ve pratik desteğini kazanabilmiş değil. Belirtmek gerekir ki İran’da seçim sonrasında yaşananlar daha önceden planlanmış değildi. Tepkisel ve halkın iradesi ile oluşmuş bir süreçtir. Bu nedenle tam çerçevesi belirlenmiş bir projeye sahip olmaması doğaldır. Yeşil Hareketi içinde çelişkili bakış açılar mevcuttur. Mir Hüseyin Musevi ve reformcular son dönemde sık sık kullanılan İran Cumhuriyeti söylemini kabul etmemekte ve İslam Cumhuriyeti sloganında ısrar etmekteler.

Yeşil Hareketi içinde İslamcılar ve laikler arasında bir farklılık yaşansa da, her iki taraf da İran’daki etnik haklar konusunu gündeme almamakta ısrar etmektedir. Etnik grupların değişim beklentisinin aksine 12 Haziran sonrası yaşananlar aslında İran’da İrancılığı ve Fars milliyetçiliğini de körüklemektedir. Özellikle devrik Şah Pehlevi’nin destekçileri 30 yıl sonra yaşanan bu olay ardından Fars milliyetçiliği söylemlerini arttırmışlardır. Diğer taraftan liberal ve Batıcı özellikle de yurt dışında yaşayan gruplar, İran’ın köktendincilik imajı ile örtüşmesinden ve İranlıların sürekli terörist muamelesi görmesinden ciddi şekilde rahatsızlar. Yeşil Hareketi’nin İranlıların Batıdaki imajını değiştirdiğini ve olumlu bir algı yarattığı söylenebilir. Bu durum, yeniden İran’ın eski tarihinin, kültürünün ve edebiyatının övüldüğü bir süreci doğurmuş ve “İran milletinin üstünlüğü” vurguları belirgin biçimde artmıştır. Bu süreci tetikleyen diğer bir unsur da İran İslam Cumhuriyeti’nin yenilmezliği algısının çökmesi olmuştur.  İran toplumunda molla rejiminin yenilmezliği algısı vardı ve bu da muhalifleri umutsuzluğa ve kendi toplumuna karşı öfkelenmeye sürüklemekteydi. Nitekim “toplumlar layık oldukları rejim tarafından yönetilirler” söz sık sık kullanılırdı. 12 Haziran sonrası yaşananlar İran rejiminin yenilmezlik imajını kırdı ve toplumun rejimden çok farklı beklentilerinin olduğunu gösterdi. Bu süreç, İran milliyetçiliğini yeniden doğurdu. Yeniden kendini göstermeye başlayan Fars milliyetçiliği etnik gruplar konusundaki her tür hak talebini bölücülük olarak görmekte ve ondan uzaklaşmaktadır.

İran’daki etnik grupların, özellikle Azerbaycan Trükleri’nin Yeşil Hareket’e pasif destek verdiklerini söyleyebiliriz. Azerbaycanlıların büyük bölümü seçimin şaibeli olduğuna inanmakta, gösterileri haklı olarak görmekte ve İran’daki mücadelede demokratik güçlerin kazanmasını arzulamaktadır. İran çağdaş tarih uzmanlarının çoğunlukla paylaştıkları fikir, İran’daki ilk çağdaşlaşma temellerinin Azerbaycanlılar tarafından atıldığı; anayasa, meclis ve seçim gibi demokratik kavramları Osmanlı’dan alarak İran’a taşıdıkları şeklindedir. Buna göre Meşrutiyet Devrimi gibi bütün demokratik mücadelelerde etkin ve belirleyici rol oynamışlardır. Milliyetçilere göre aslında Azerbaycan’ın İran’ı demokratikleşme misyonu olması nedeniyle bu süreçte Mahmut Ahmedinejad’ın yanında yer almaları zaten mümkün değildir. Milliyetçiler, bu sürece pratik olarak katılmak istemediklerini ve Azerbaycan’ı bu çatışmanın tarafı haline getirmek istemediklerini vurguluyorlar.

Güney Azerbaycan Milli Hareketi bu çerçevede ciddi eleştiriler de aldı. Merkeziyetçi rejim muhalifleri Güney Azerbaycan’ın bu tutumunu ağır dille eleştirdiler. 12 Haziran sonrasında yaşananlar rejim muhaliflerine özgüven vermiş ve İran rejimine son verebileceklerini düşünür hale getirmiştir. Bu nedenle bir taraftan “ şimdi eylem zamanı” diyerek bütün tartışma kapılarını kapatıyorlar, diğer taraftan da onları desteklemeyenlere karşı saldırganlaşıyorlar. Nitekim Yeşil Hareket’in savunucuları çok açık bir şekilde “Azerbaycan bu gösterilere katılmasın” diyen milliyetçileri “rejim ajanlığı” ile suçlamaktadır. Bu suçlamaların Fars milliyetçiliğinin etkisinde ortaya çıktığı açıktır. Ancak aynı zamanda etnik grupları seferber etmek konusundaki başarısızlıklarının doğurduğu bir öfke olarak da yorumlanabilir.

Bir grup da Güney Azerbaycanlıların sürece katılmayarak aslında diktatörlüğü desteklediğini iddia etmektedir. Eleştirenler “bugün İran’da sadece iki cephe vardır; ya “diktatörlerin yanındasınız ya da demokratik güçlerin” üçüncü bir şık yoktur”, düşüncesindedirler. Eylemlere katılmamayı savunanlar ise “Azerbaycan’ı bu iki şıkkın arasında çıkmaz sokmak doğru değildir”, görüşündedirler. Azerbaycan kendini geleceğinin güvencesini iki tarafta da görmeyebilir. Bu gruba göre Azerbaycan ve diğer etnik gruplar İran’da üçüncü cepheyi oluşturuyorlar. Bazı milliyetçilere göre “Azerbaycanlıları iki şık arasında sıkıştırmak ve bu şekilde onları “diktatör yanlısı” olarak göstermek bir psikolojik operasyon ve ayrıca Stalinist şantaj yöntemidir. Bunlara göre Stalinist yöntem ile demokrasiyle ulaşılmaz.

Eleştirenlerden bir grup da Güney Azerbaycanlıları gerçekçi olmamakla suçlamaktadır. Bu gruba göre Azerbaycan boşlukta yaşamamaktadır, İran’ın bir parçasıdır ve bu nedenle de bir sonuç elde edebilecekse bu ancak İran iç gelişmeleri çerçevesinde mümkün olacaktır. Bu nedenle eylem yapmadan, kendisini soyutlayarak “kurtuluş mucizesi” beklentisi içinde olmak rasyonel ve gerçekçi değildir. Eylemsel olarak katılmayı savunanlar bu eleştiriler içinde en fazla bu yaklaşımı ciddiye almaktadır. Çünkü Güney Azerbaycanlılar büyük bir çelişki ile karşı karşıyalar. Bir taraftan tek başlarına merkezden istedikleri haklarını alamıyorlar. Diğer taraftan ise merkeziyetçi demokratik güçlerle aynı fikirleri paylaşmıyorlar. Bu nedenle Güney Azerbaycan Milli Hareketi’nin mücadelesi sadece iktidar değişikliği hedefli değil. Onlar İran’da çoğulcu demokrasi kültürünü kurumsal hale getirmeye çabalıyorlar. Başka bir ifade ile milliyetçiler merkeziyetçi güçleri de ehlileştirmek ve onları da değiştirmek niyetindeler. Bunun zaman gerektiren bir süreç olduğunu düşünüyorlar. Bu nedenle kısa süreli değişimler sadece onları değil İran’ın diğer etnik gruplarını ve hatta Farsları da mutlu etmeyecektir. Bu değişim yaşanırsa daha olgun ve sağlıklı bir demokratikleşme büyük ve kanlı çatışmalara geçit vermeyen bir yol ile mümkün olabilir. Bugün merkeziyetçi güçlerin etnik hakları kabul etmemesi ve etnik grupların kendi haklarını istemesi İran’da çelişkili bir sürece sebep olmaktadır. Bu süreç kanlı çatışmalara yol açabilir. Ayrıca Afganistan’da olduğu gibi yabancı güçlerin işin içinden çıkamayacağı bir etnik çatışma ve çok uzun kanlı ve sıkıntılı bir sürecin yaşanabileceği görülmektedir. Nitekim bugün itibariyle Azerbaycan Türkleri ile Farslar ve Kürtler arasında potansiyel çatışma alanları mevcuttur. Azerbaycanlılara göre İran’daki etnik milliyetçilik düşünüldüğünden daha derin ve etnik gruplar arasındaki çatışma potansiyeli göründüğünden daha fazladır. Bu nedenle Azerbaycanlılara göre sağlıklı ve kansız bir süreç ancak merkeziyetçi güçlerin Fars milliyetçi söylemlerinden arınmaları ve etnik grupların milli-kültürel haklarının tanınması yoluyla mümkün olabilir. Bu gruba göre aslında İran’daki demokratikleşmenin önündeki temel engel, Fars milliyetçiliği esasında şekillenmiş İrancılık düşüncesidir.

Azerbaycanlılara göre bugün İran için bütün kolektif kimlikleri kapsayacak büyük toplumsal bir dönüşüm projesi gerekmektedir. Büyük toplumsal dönüşüm projeleri kolaycılık, acelecilik ve “oldu-bitti” mantığını dışlamakta; rasyonel bir süreci, organize bir kadroyu ve ayrıca fikir, duygu ve irade birlikteliğini gerektirmektedir. Bugün İran demokratik güçlerinin gereken toplumsal dönüşüm projesini gerçekleştirecek isteği olmadığı gibi bunu hayata geçirecek kadro da bulunmamaktadır. Bu nedenle bu sürece katılmak duygusallık ve yeni bir kaos dönemine girmek demektir. Bu süreçten çıkış ise, merkeziyetçi güçlerin Fars merkezli bir İran tanımından vazgeçmeleri, çok kültürlü ve çok kimlikli bir İranlılığı kabullenmeleri ile mümkün olabilecektir.

Sonuç ve Genel Değerlendirme

Etnik grupların bu sürece eylemsel olarak katılmamaları, bu hareketin daha dar alanda kalmasına sebep oldu. Seçim öncesinde İran’ın bazı etnik bölgelerinde devlet ve milliyetçi gruplar arasında silahlı çatışmalar yaşandığı halde gösteriler zamanında bu bölgeler sakindi.

Bu gelişmeler, merkez-çevre arasında siyasal ayırımın ortaya çıktığını ve bütün İran’ı kapsayacak bir siyasal hareketin oluşturulmasının zor olacağını gösteriyor. İran’daki bütün rejim değişiklikleri merkez ve çevrenin aynı duygu, düşünce ve irade doğrultusunda hareket etmesiyle mümkün olmuştur. Bugün bu birlikteliğin olmaması rejimin bekasının sürdürülmesi açısından önemli bir unsurdur. Ayrıca İran’ın merkezindeki demokratik güçler çevrenin siyasal eğilimini anlamamakta ve onların talep ve beklentilerini tehlikeli bulmakta, dolayısıyla da merkez-çevre arasında oluşmuş yabancılaşma süreci daha da derinleşmektedir.

İran’daki etnik kimliklerin kendi haklarını elde etme konusunda kararlı oldukları ve kendi çıkarlarının olmadığı bir süreç veya projeye dâhil olmak istemedikleri çok açıktır.

Azerbaycan Milli Hareketi’nin son seçim dönemi için belirlediği asgari amaçlara ulaştığını söylemek hata olur. Sürekliliği olmayan ve dahası kendine ait olmayan adımlarla ile yola çıktığı için, seçim öncesi ve sonrasındaki süreçte aktif bir unsur olmak yerine pasif olmuş ve hatta seyirci pozisyonunda kalmıştır.

Yeşil Hareket ve onun dünyada yarattığı yankı, milliyetçi grupların tutum ve duruşlarını gölgede bıraktı. Bu süreç dünyanın dikkatinin yeniden merkeze, özellikle Farslara yönelmesini sağladı. Aslında tüm yaşananlar etnik milliyetçi güçleri de şaşırttı.

İran’da seçimler siyasi rical üretmenin en önemli mekanizmalarından biri idi. Nitekim bu seçim Mir Hüseyin Musevi’yi yeniden en önemli siyasi şahsiyetlerden biri haline getirdi. Bu dönemde Azerbaycan kendine ait olan ve çekim merkezi olabilecek, içeride ve dünyada dikkat çekebilecek bir adam ortaya çıkarmadı.

Azerbaycan Mili Hareketi’nin örgütsüz olması ve lider kadrolarından yoksunluğu aktif olmamasının diğer sebeplerinden biri olarak görülebilir. Nitekim bu süreçte herkesin veya oluşumun “başına buyruk” yürüdüğünü söylemek hata olmayacaktır. Nitekim örgütlenme ihtiyacı hiç bir zaman bu dönemde olduğu kadar hissedilmemişti.

Azerbaycan Milli hareketi, bu süreçte önemli parçalanma ve bölünmeler yaşandı. Buna rağmen duygu, düşünce ve eylem birliğinin genel itibari ile korunduğu söyleyebiliriz. Bu da milli hareketin siyasi olgunluğunun ve makul davranma potansiyelinin bir göstergesi olarak görülebilir.

12 Haziran gösterilerinin istenilen sonucu vermemesi aslında Azerbaycan’ın İran içindeki önemini bir kez daha göstermiş oldu. Bugün gerginliğin sürmesi sebebiyle Yeşil Hareket kadroları Azerbaycan’ın bu tavrını anlamakta zorlansalar da önümüzdeki süreçte merkez-çevre tartışması yeniden gündeme gelebilir.

http://www.turksam.org/tr/a1752.html

6 مارس 2010 - Posted by | مقاله - تحلیل, تورکجه - Turkce | , , ,

هنوز دیدگاهی داده نشده است.

پاسخی بگذارید

در پایین مشخصات خود را پر کنید یا برای ورود روی شمایل‌ها کلیک نمایید:

نشان‌وارهٔ وردپرس.کام

شما در حال بیان دیدگاه با حساب کاربری WordPress.com خود هستید. بیرون رفتن / تغییر دادن )

تصویر توییتر

شما در حال بیان دیدگاه با حساب کاربری Twitter خود هستید. بیرون رفتن / تغییر دادن )

عکس فیسبوک

شما در حال بیان دیدگاه با حساب کاربری Facebook خود هستید. بیرون رفتن / تغییر دادن )

عکس گوگل+

شما در حال بیان دیدگاه با حساب کاربری Google+ خود هستید. بیرون رفتن / تغییر دادن )

درحال اتصال به %s